Atatürk Köşesi

Mustafa Kemâl Atatürk
1881 Selânik -1938 Istanbul

Mustafa Kemâl Atatürk 1881 yilinda Selânik'te Kocakasım Mahallesi, Islâhhâne Caddesi'ndeki üç katli pembe evde doğdu.

t


Babasi bir gümrük memuru olan Ali Riza Efendi, annesi Zübeyde Hanim'dir. Baba tarafindan dedesi Hafiz Ahmet Efendi XIV-XV. yüzyillarda Konya ve Aydin'dan Makedonya'ya yerlestirilmis Kocacik Yörüklerindendir. Annesi Zübeyde Hanim ise Selânik yakinlarindaki Langaza kasabasina yerlesmis eski bir Türk ailesinin kizidir. Milis subayligi, evkaf kâtipligi ve kereste ticareti yapan Ali Riza Efendi, 1871 yilinda Zübeyde Hanim'la evlendi. Atatürk'ün bes kardesinden dördü küçük yaslarda öldü, sadece Makbule (Atadan) 1956 yilina degin yasadi.

r
Zübeyde Hanim
r
Ali Riza Efendi

Egitimi

Küçük Mustafa ögrenim çagina gelince Hafiz Mehmet Efendi'nin mahalle mektebinde ögrenime basladi, sonra babasinin istegiyle Semsi Efendi Mektebi'ne geçti. Ancak Mustafa Kemâl babasini çok küçük yaslarda kaybetti (1888). Bu nedenle okuldan ayrilmak zorunda kaldi. Mustafa ve annesi dayilari ile birlikte yasamak üzere tasraya Rapla Çiftligi'ne gittiler. Onu annesi büyüttü. Mustafa çiftlikte çalismaya baslamis, ancak annesi okula gitmemesi nedeniyle endiselenmeye baslamisti. Sonunda, annesinin Selânik'teki kiz kardesi ile birlikte yasamalarina karar verildi. Böylece Mustafa Selânik'e dönüp okulunu bitirdi. Selânik Mülkiye Rüstiyesi'ne kaydoldu. Kisa bir süre sonra 1893 yilinda Askeri Rüstiye'ye girdi. Bu okuldaki Matematik ögretmeni Mustafa Bey adina "Kemâl" i ilave etti. Askeri Rüstiyeyi 1895 yilinda bitirdikten sonra, Mustafa Kemâl Manastirdaki Askeri Idadiye girdi. 1899 yilinda Manastir Askeri Idâdi'sini bitirip, 3 Mart 1899'da Istanbul'da Harbiye'nin hazirik sinifina kaydoldu. 1902 yilinda tegmen rütbesiyle mezun oldu. Harp Akademisi'ne devam etti. 11 Ocak 1905'te kurmay yüzbasi rütbesiyle Akademi'yi tamamladi.

1
Askerî görevleri

1905-1907 yillari arasinda Sam'da 5. Ordu emrinde görev yapti. Arkadaslari ile Sam'da "Vatan ve Hürriyet" adinda bir dernek kurdu. 1907'de Kolagasi (Kidemli Yüzbasi) oldu. Manastir'a III. Ordu'ya atandi. 19 Nisan 1909'da Istanbul'a giren Hareket Ordusu'nda Kurmay Baskani olarak görev aldi. 1910 yilinda Fransa'ya gönderildi. Picardie Manevralari'na katildi. 1911 yilinda Istanbul'da Genel Kurmay Baskanligi emrinde çalismaya basladi.

1911 yilinda Italyanlarin Trablusgarp'a hücumu ile baslayan savasta, Mustafa Kemâl kendi istegiyle bir grup arkadasiyla birlikte Trablus'a gitti; Tobruk ve Derne savunmalarinda görev aldi. Mustafa Kemâl henüz Libya'da iken Balkan Savasi basladi. Mustafa Kemâl Gelibolu ve Bolayir'daki birliklerle savasa katildi. Dimetoka ve Edirne'nin geri alinisinda büyük hizmetleri görüldü. Balkan Savasinda (1912-1914) basarili bir kumandan olarak hizmet verdi. Balkan Savasi sonunda, Mustafa Kemâl Sofya'ya askeri atase olarak atanmistir. 22 Aralik 1911'de Italyanlara karsi Tobruk Savasini kazandi. 6 Mart 1912'de Derne Komutanligina getirildi.

44

1913 yilinda Sofya Atesemiliterligine atandi. Bu görevde iken 1914 yilinda yarbayliga yükseldi. Atesemiliterlik görevi Ocak 1915'te sona erdi. Bu sirada Birinci Dünya Savasi baslamis ve Osmanli Imparatorlugu savasa girmek zorunda kalmisti. Mustafa Kemâl 19. Tümeni kurmak üzere Tekirdag'da görevlendirildi.

18 Mart 1915'te Çanakkale Bogazini geçmeye kalkan Ingiliz ve Fransiz donanmasi agir kayiplar verince Gelibolu Yarimadasi'na asker çikarmaya karar verdiler. 25 Nisan 1915'te Ariburnu'na çikan düsman kuvvetlerini, Mustafa Kemâl'in komuta ettigi 19. Tümen Conkbayiri'nda durdurdu. Mustafa Kemâl, bu basari üzerine albayliga yükseldi. Ingilizler 6-7 Agustos 1915'te Ariburnu'nda tekrar taarruza geçti. 8 Agustos 1915 tarihinde Anafartalar Grup Kumandanligina getirildi. Birinci Dünya Savasi esnasinda, Anafartalar'daki Türk kuvvetlerine kritik bir zamanda kumanda etti. Bu sirada Çanakkale Bogazi'na çikarma yapilmis ve Mustafa Kemâl bu durumu kisisel gayretiyle kurtarmistir. Savas esnasinda, Mustafa Kemâl'in kalbinin üzerine bir sarapnel parçasi isabet etmis, ancak gögüs cebinde bulunan saati onun hayatini kurtarmistir. Mustafa Kemâl Çanakkale'de bir kahramanlik destani yazip Itilâf Devletlerine "Çanakkale geçilmez!" dedirtti.

32

Anafartalar Grubu Komutani Mustafa Kemâl 9-10 Agustos'ta Anafartalar Zaferini kazandi. Bu zaferi 17 Agustos'ta Kireçtepe, 21 Agustos'ta II. Anafartalar zaferleri takip etti. Çanakkale Savaslarinda yaklasik 253.000 sehit veren Türk ulusu onurunu Itilâf Devletlerine karsi korumasini bilmistir. Mustafa Kemâl'in askerlerine verdigi "Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum!" emri cephenin kaderini degistirmistir.

Mustafa Kemâl Çanakkale Savaslari'dan sonra 1916'da Edirne ve Diyarbakir'da görev aldi. 1 Nisan 1916'da tümgenerallige yükseldi. Rus kuvvetleriyle savasarak Mus ve Bitlis'in geri alinmasini sagladi. Daha sonra Kafkaslarda ve Suriye'de hizmet etti. Sam ve Halep'teki kisa süreli görevlerinden sonra 1917'de Istanbul'a geldi. Veliaht Vahdettin Efendi'yle Almanya'ya giderek cephede incelemelerde bulundu. Bu seyahatten sonra hastalandi. Viyana ve Karisbad'a giderek tedavi oldu. 15 Agustos 1918'de Halep'e 7. Ordu Komutani olarak döndü. Bu cephede Ingiliz kuvvetlerine karsi basarili savunmalar yapti.

56

Mondros Mütarekesi'nin imzalanmasindan bir gün sonra, 31 Ekim 1918'de Suriye'de bulunan Yildirim Ordulari Grubu Komutanligina getirildi. Bu ordunun kaldirilmasi üzerine 13 Kasim 1918'de Istanbul'a dönüp Harbiye Nezâreti'nde (Bakanliginda) göreve basladi.

s

Mondros Mütarekesi'nden sonra Itilâf Devletleri'nin Osmanli ordularini isgâle baslamalari üzerine Mustafa Kemâl 9. Ordu Müfettisi olarak 19 Mayis 1919'da Samsun'a çikti. 22 Haziran 1919'da Amasya'da yayimladigi genelgeyle "Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararinin kurtaracagini" ilân edip Sivas Kongresi'ni toplantiya çagirdi. 23 Temmuz -7 Agustos 1919 tarihleri arasinda Erzurum, 4 - 11 Eylül 1919 tarihleri arasinda da Sivas Kongresi'ni toplayarak vatanin kurtulusu için izlenecek yolun belirlenmesini sagladi. 27 Aralik 1919'da Ankara'da heyecanla karsilandi. 23 Nisan 1920'de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açilmasiyla Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasi yolunda önemli bir adim atilmis oldu. Meclis ve Hükümet Baskanligina Mustafa Kemâl seçildi Türkiye Büyük Millet Meclisi, Kurtulus Savasi 'nin basariyla sonuçlanmasi için gerekli yasalari kabûl edip uygulamaya basladi.

Türk Kurtulus Savasi 15 Mayis 1919'da Yunanlilarin Izmir'i isgâli sirasinda düsmana ilk kursunun atilmasiyla basladi. 10 Agustos 1920 tarihinde Sevr antlasmasi'ni imzalayarak aralarinda Osmanli Imparatorlugu'nu paylasan Birinci Dünya Savasi'nin galip devletlerine karsi önce Kuvâ-yi Milliye adi verilen milis kuvvetleriyle savasildi. Daha sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi düzenli orduyu kurdu, Kuvâyi Milliye ile ordu bütünlesmesini saglayarak savasi zaferle sonuçlandirdi.

c

Mustafa Kemâl yönetimindeki Türk Kurtulus Savasinin önemli asamalari sunlardir:

Sarikamis (20 Eylül 1920), Kars (30 Ekim 1920) ve Gümrü'nün (7 Kasim 1920) kurtarilisi. Çukurova, Gaziantep, Kahramanmaras, Sanliurfa savunmalari (1919- 1921) I. Inönü Zaferi (6 -10 Ocak 1921) II. Inönü Zaferi (23 Mart-1 Nisan 1921) Sakarya Zaferi (23 Agustos-13 Eylül 1921) Büyük Taarruz, Baskomutan Meydan Muhaberesi ve Büyük Zafer (26 Agustos 9 Eylül 1922)

Gazi ünvaninin verilmesi

Sakarya Zaferinden sonra 19 Eylül 1921'de Türkiye Büyük Millet Meclisi Mustafa Kemâl'e Maresal rütbesi ve Gazi unvanini verdi. Kurtulus Savasi, 24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Antlasmasi'yla sonuçlandi. Böylece Sevr Antlasmasi'yla paramparça edilen, Türklere 5-6 il büyüklügünde vatan birakilan Türkiye topraklari üzerinde ulusal birlige dayali yeni Türk devletinin kurulmasi için hiçbir engel kalmadi.

23 Nisan 1920'de Ankara'da TBMM'nin açilmasiyla Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulusu müjdelenmistir. Meclisin Türk Kurtulus Savasi'ni basariyla yönetmesi, yeni Türk devletinin kurulusunu hizlandirdi. 1 Kasim 1922'de hilâfet ve saltanat birbirinden ayrildi, saltanat kaldirildi. Böylece Osmanli Imparatorlugu'yla yönetim baglari koparildi. 13 Ekim 1923'te Cumhuriyet idaresi kabul edildi, Atatürk oybirligiyle ilk cumhurbaskani seçildi. 30 Ekim 1923 günü Ismet Inönü tarafindan Cumhuriyet'in ilk ükümeti kuruldu.

Atatürk Türkiye'yi "Çagdas uygarlik düzeyine çikarmak" amaciyla bir dizi devrim yapti.

Atatürk soyadinin verilmesi

Soyadi Kanunu geregince, 24 Kasim 1934'de TBMM'nce Mustafa Kemâl'e "Atatürk" soyadi verildi.

Atatürk, 24 Nisan 1920 ve 13 Agustos 1923 tarihlerinde TBMM Baskanligina seçildi. Bu baskanlik görevi, Devlet Baskanligi ve Basbakanlik yetkileriyle donatilmisti. 29 Ekim 1923'te Cumhuriyet ilân edildi ve Atatürk ilk cumhurbaskani seçildi. Anayasa geregince dört yilda bir cumhurbaskanligi seçimleri yenilendi. 1927, 1931, 1935 yillarinda TBMM Atatürk'ü yeniden cumhurbaskanligina seçti.

Atatürk sik sik yurt gezilerine çikarak devlet çalismalarini yerinde denetledi. Ilgililere aksayan yönlerle ilgili emirler verdi. Cumhurbaskani sifatiyla Türkiye'yi ziyaret eden yabanci ülke devlet baskanlarini, basbakanlarini, bakanlarini komutanlarini agirladi.

f

Nutuk

15-20 Ekim 1927 tarihinde Kurtulus Savasi'ni ve Cumhuriyet'in kurulusunu anlatan büyük nutkunu, 29 Ekim 1933 tarihinde de 10. Yil Nutku 'nu okudu.

ILKELERI

CUMHURIYETÇILIK

Atatürkçülügün temel ilkelerinin basinda Cumhuriyetçilik konulmustur. Bunun sebebini bilmek için önce cumhuriyetin ne oldugunu anlamak gerekmektedir.
Cumhuriyet bir devlet biçimidir. Cumhuriyette esas olan ilk öge, devlet baskaninin belli bir süre için seçilerek is basina gelmesidir. Bu bakimdan cumhuriyet, basta bir hükümdarin bulundugu devlet biçimlerinden (monarsilerden) ayrilir. Monarsilerde devletin basi, belli bir aile içinden çikar, normal kosullar altinda, ölünceye kadar is basinda kalir. Yerine gene ayni aileden bir baskasi gelir. Her monarside, aile içinden kimin hükümdar olacagi belli bazi kurallara göre saptanir. Cumhuriyette devlet baskani belli bir süre içinde seçimle is basina gelince, ileri gelen diger kisilerin de seçimle belirlenmesi gerekir. Bunlar genellikle o toplumda yasa koyacak kimselerdir.
Gerek devlet baskaninin, gerek yasa koyma yetkisine sahip olanlarin seçimle is basina gelmesi sartinin kabulü ile cumhuriyet tam anlamiyla belirmis sayilmaz. Simdi sorun seçim üzerinde dügümlenecektir. Seçime kimler katilacaktir? Belli bir grup vatandasa seçme ve seçilme hakki verilirse belki dis görünüsü bakimindan bir cumhuriyetle karsilasilir. Böyle cumhuriyetler ilkçag Yunan kent devletlerinde, bazi ortaçag Italyan ve Alman bölgelerinde (Venedik, Ceneviz cumhuriyetleri, Hansa kentleri gibi) görülmüstür. Bu tür eski cumhuriyetlerde seçime katilma hakki sadece belli bir grup vatandasa verilmisti. Onlar, yaptiklari seçimle is basina gelen kadroya dayanarak tüm toplumu yönetiyorlardi. Bugünkü anlayisimiza göre bu tür cumhuriyetler amaca uygun birer rejim degillerdir. Onlara aristokratik veya oligarsik cumhuriyetler denilir.

Demek ki, cumhuriyet biçiminin amaca uygun olarak gerçeklesmesi için, belli bir olgunluk yasina gelmis her vatandasin seçime katilmasi gerektir. Bu anlamiyla cumhuriyetler Amerika Birlesik Devletleri'nin kurulmasi ile dogmaya ve ancak büyük Fransiz inkilâbindan sonra yayilmaya baslamistir. Gerçi ünlü düsünürler cumhuriyeti çok önceden kafalarinda kurmus ve tanimlamislardir. Ancak uygulama XIX. yüzyilin sonuna dogru ortaya çikmistir. Seçme ve seçilme hakkinin tüm vatandaslara taninmasi ve uygulamaya geçilmesiyle gerçek cumhuriyet kurulmus ve islemeye baslamistir. Ancak bu devlet biçimini daha iyi ve köklü olarak yasatmak, seçimin demokrasi sartlan içinde yapilmasi ile mümkündür. Yukarida demokrasinin tanimi görülmüstü, iste gerçek cumhuriyet demokratik hayatla gerçeklesir.

Osmanli Devleti, bir cumhuriyet degildi. Padisahlar Osmanli Ailesi içinden çikarlardi. Devleti ve milleti yönetme yetkisi kesinlikle padisahindi. Gerçi mesrutiyet döneminde halkin oyu ile seçilmis meclisler vardi. Ancak bu meclisler padisahin üstünde degildi, tersine, padisah bunlarin, yani millet isteginin üzerinde idi. Son karar, son söz kesinlikle padisahindi.
Bu yönetim biçiminin sakincalarini yasanilan türlü olaylar göstermistir. Atatürk, cumhuriyet ilâni ile devlet içinde karar verecek en yetkili ve son makam olarak milletin tanindigini belirtmistir.

Atatürk, bir cumhuriyet âsigi idi. Daha kimse bu kelimeyi agzina alamazken, genç Mustafa Kemal, padisahlik rejimine karsi çekinmeden saltanatin kaldirilip cumhuriyetin kurulmasi geregini söyleyebiliyordu. Hele millî mücadeleye baslarken bunu açikça belirtmisti. Erzurum Kongresi'nin açilacagi günlerde yakin arkadaslarina cumhuriyetin kurulacagini anlatiyordu. Nihayet bilinen asamalardan sonra cumhuriyet rejimine kavustuk. Kisisel saltanata son verildi.

Atatürk, cumhuriyeti demokrasi içinde Isleyen en ideal bir rejim olarak görmektedir. O söyle söylüyor: "Demokrasinin bütün anlamiyla ideali, milletin tamaminin ayni zamanda yöneten durumda bulunabilmesi, hiç olmazsa devletin son iradesini yalniz milletin ifade etmesini ve belirtmesini ister. Ne yazik ki, milletlerin nüfus çoklugu, düsünce egitimi düzeyleri, idealin uygulanmasinda, idealden büsbütün yoksunluga yol açacak ihtiyatsizliklardan kaçinmayi gerektirmektedir. Su duruma göre demokrasi ilkesinin en modern ve mantiksal uygulamasini saglayan hükümet biçimi, cumhuriyettir. Cumhuriyette son söz, milletçe seçilmis meclisindir. Millet adina kanunlari o yapar. Hükümete güven oyu verir, ya da vermez, onu düsürür. Millet vekillerinden hosnut kalmazsa baskalarini seçer. Cumhuriyette meclis, cumhurbaskani ve hükümet bilirler ki, kendilerini iktidar ve yetki yerine belli bir zaman için getiren, irade ve egemenligin sahibi olan millettir. Gücünün ve yetkisinin Tanridan geldigini ve yalniz ona karsi ahirette hesap verebilecegini varsayan ve devleti, ülkeyi kendine mirasla kalmis bir malikane kabul eden bir hükümdar, kendini her türlü sinirlamadan uzak görür. Böyle bir yönetimde milletin benligi, özgürlügü söz konusu dahi olamaz. Su duruma göre, yetkileri sinirli dahi olsa, hükümdarlik biçimi demokrasiye, millî egemenlik ilkesine uygun degildir".

Pek iyi anlasiliyor ki, Atatürk, halkin kendini dogrudan dogruya yönetmesi demek olan demokrasiyi en ideal devlet biçimi kabul etmektedir. Ancak bütün bilginlerin de söyledikleri gibi, halk kendini dogrudan dogruya yönetemez, çünkü bugün milyonlarca kisinin bir araya gelerek her zaman devlet islerini yürütmeleri mümkün degildir. Öyle ise demokrasiyi gerçeklestirmek ancak cumhuriyetle mümkündür. Cumhuriyette millet, yöneticileri belirli bir zaman için seçer, belli bir süre geçince, hosnut kalmamissa, onlari görevden uzaklastirir, iste cumhuriyet demokrasisi budur. Bu rejimin kisisel saltanattan çok daha iyi oldugu kuskusuzdur.
Atatürk, belli kisilerin seçimle is basina gelip, bir daha iktidardan ayrilmamasi demek olan Fasizm ile, milletin tümüne degil de, sadece
birkaç tabakaya dayanarak millet egemenligini reddeden Bolsevizm'e karsi
çok açik bir cephe almistir. Her iki rejimin gelistigi bir dönemde millet egemenligine dayali cumhuriyete siki sikiya bagli kalmasi, yalniz bizim için degil, tüm insanlik için bir kivanç kaynagidir. .

Atatürk'e göre, "Türk Milletinin tabiatina ve geleneklerine en uygun olan yönetim, cumhuriyet yönetimidir". Atatürk, demokrasinin Osmanli Saltanati içinde yeseremedigini açikça görmüstür. Demokrasi ancak cumhuriyetle köklesip gelisebilirdi. Bunun içindir ki, Türk inkilâbinin bas ilkeleri arasinda cumhuriyetçilik sayilmistir. Milletin kendi yönetimi olan cumhuriyete içten baglilik, yücelme yolunu asmanin bas sartidir.

g

HALKÇILIK


Bir milleti olusturan, çesitli mesleklerin ve toplumsal gruplarin içinde bulunan insanlara halk denir. Bu akimdan halkçilik ilkesi hem
cumhuriyetçilik hem de milliyetçilik ilkelerinin zorunlu bir sonucudur.

Atatürk'e göre millet ile halk aslinda tek anlama gelmektedir. Halkçilik ise millet içindeki çesitli insan gruplarinin çikarina ve yararina bir siyaset izlenmesi, halkin kendi kendini yönetmeye alistirilmasidir.

Halkçilik, cumhuriyetçiligin dogal bir sonucudur denildi ki, bu çok dogrudur. Cumhuriyet, halkin kendi yöneticilerini kendi içinden seçmesi anlamina gelmektedir. Böylece cumhuriyet rejimi, bir halk rejimi olmaktadir.
Ayni biçimde, halkçilik, milliyetçiligin de bir sonucudur. Millet halktan olustuguna göre, milliyetçilik, Türk halkinin mutlulugu için çalismak, ortak geçmise ve gelecege halkla birlikte baglanmak demektir.

Atatürk, daha TBMM açilir açilmaz, yeni kurulan devletin bir halk devleti oldugunu belirten pek çok konusmalar yapmistir. Artik halk, bir kisi tarafindan yönetilmemekte, kendi kendini yönetmektedir.

Halkçilik ilkesinin uygulanmasi ayrica, toplumda hiç kimsenin digerinden üstün olmamasinin, kanun önünde kesin esitligin kabulü anlamina da gelmektedir. Gerçek halkçilikta hiçbir toplumsal gruba, zümreye ayricalik taninmaz. Halk her bakimdan birbirine esit kimselerden olusur.
Bugün bazi rejimler halki yalniz belli bir grup insandan ibaret saymaktadirlar. Bu rejimlerin adi olan halk cumhuriyeti yanilticidir. Çünkü sadece belli bir grup halkin devleti anlamina gelmektedir. Gerçek budur. Ama Atatürkçü halk devletinin uzaktan yakindan böyle bir anlam tasimadigi ve belirtmedigi hemen söylenmelidir.

Atatürkçü halk devleti, Türk halkinin tümünü, yani Türk milletini kapsamina alir. Böyle bir halkçilik anlayisi, gerçek demokrasinin kurulmasi için gerekli olan ortami en iyi biçimde hazirlar.

h

INKILÂPÇILIK

Inkilâp, bir toplumun önemli kurumlarini kisa bir süre içinde degistirip kendini yenilestirmesi atilimidir. Tarihte önemli, büyük inkilâplar görülmüstür. Atatürk yönetimindeki Türk Milleti de tarihteki en önemli Inkilâplardan birini gerçeklestirmistir.

Bir toplumda durup dururken inkilâp yapilmaz, inkilâplarin tarihten gelen büyük sebepleri vardir. Türkler bir zamanlar çagin Önemli devletlerinden birini kurmuslardi. Bu devlet yüzlerce yil dünyanin sayili güçlerinden biri olarak kaldi. Ama Bati'da gelisen akil ve bilim çagina ayak uyduramadigi için geride kalmaya, güçsüzlesmeye basladi. Çok uluslu bir yapida oldugundan milli bir birlik kuramadi. Devleti kurtarmak isteyenler, hep eski düzen ve belli kaliplar içinde degisiklikler yaptilar. Oysa yapiyi degistirmek gerekti ve bu kaçinilmazdi.

Birinci Dünya Savasi sonu yenilgi ve parçalanma, Atatürk'e, Türk milletini bir araya getirip mücadele etme ve yapiyi yenileme düsüncesini ve bunu gerçeklestirme azmini vermistir. Eski yapiyi yeniden kurmak mümkün olmadigi için ardarda büyük inkilâplar yapilmistir.

Atatürk'e göre "inkilâp milletin esenligi için halk adina yapildi". "Yaptigimiz ve yapmakta oldugumuz inkilâplarin amaci, Türkiye Cumhuriyeti halkini tamamen modern ve bütün anlami ve biçimiyle uygar bir toplumsal heyet durumuna getirmektir". Öyleyse inkilâp, modernlesme ve çagdas uygarlik düzeyine ulasmak için yapilacaktir. Gerçekten, gördügünüz büyük yenilik hareketleri, hep inkilâpçi bir tutum ve davranisla yapilmistir.

Türk Milleti iyiye, dogruya, güzele daha fazla yaklasmak, bunlara erismek için inkilâpçiliga bagli ve tam bir inkilâpçi olarak kalmalidir. Öyleyse inkilâpçilik nedir? Atatürk'e göre, "gerçek inkilâpçilik onlardir ki, ilerleme ve yenilesme inkilâbina sevk etmek istedikleri insanlarin, ruh ve vicdanlarindaki gerçek egilime nüfuz etmesini bilirler".

Demek ki, inkilâpçi, ruhlara ve vicdanlara seslenecek, insanlari bu yolda yönlendirecektir. Atatürk inkilâbini sürdürebilmek, inkilâpçi ruh ve yapiyi, coskuyu her zaman duymakla, hedefleri belirleyip bu hedeflere ulasma yolunda çalismakla olur.

Türk Inkilâbinin üstün ve yüce amacini her zaman kavramaya çalismalidir. Durmadan ve her zaman yenilik yolunda ileriye dogru gidilecektir, iste Atatürk'ün temel ilkelerinden biri de budur. Türk inkilâbinin korunmasi, gelistirilmesi ve ilerletilmesi sarttir. Atatürk bundan emindi ve söyle diyordu: "Inkilâbin hedefini kavramis olanlar, daima onu muhafazaya muktedir olacaklardir".

Evet, bu özlü sözlerin isiginda, bilinçli inkilâpçilik Türk Milletinin gelecegi olmalidir.

LAIKLIK

Türk ve yabanci bütün bilim adamlari Atatürk inkilâbinin en önemli ögesi olarak laikligi kabul ederler. Gerçi Türk inkilâbi, içinde tasidigi ilkelerle bir bütündür. Ama bu bütünün dayandigi iki ana temel, milliyetçilik ve laiklik, öteki ilkeleri saglamlastirir.

Laikligin kisa tanimi, daha önce belirlenmisti. Yeniden özetleyecek olursak, laiklik; devlet düzeninin ve hukuk kurallarinin dine degil, akla

ve bilime dayandirilmasidir.

Çok uzun bir zaman hemen hemen bütün insan topluluklari, dinlerin koydugu esaslara göre yönetilmislerdir. Çünkü insanlarin akil ve bilim alanlarinda olgunlasmasi kolay olmamis, uzun bir zaman almistir. Bu dönemde insanlar, kendi akil ve iradeleri disinda kalan birtakim güçler tarafindan yönetildiklerini kabul ederek rahatlamislardir. Bu sebeple, devletlerle özdesleyen dinler ve din adamlari, giderek büyük ölçüde güçlenmis, gelisen insan zekisinin önüne engeller koyarak varliklarini sürdürmeye çalismislardir.

Dinler, inanç kavramina dayanirlar, ister ilkel olsun, ister gelismis, her dinin temeli belli varliklara ve olgulara tartismadan inanmaktir, insanlar özellikle ölüm gibi en ürkütücü olay karsisinda inanç dünyalarini zenginlestirmis, dinsiz yasayamaz duruma gelmislerdir. Insanoglunun evren ve ölüm karsisindaki çaresizligi, zengin inanç sistemleri dogurmustur. Bu çaresizlige karsi tek siginilacak yerin din olusu, dinlerin insanlari yönetmesi sonucunu vermistir, ilk zamanlar için bu bir zorunluluktu. Insanlar arasinda düzen ve barisi saglamak için dinin buyruklarina ihtiyaç vardi. Ölümsüzlüge erismek isteyen insanlari, hayatta iyi davranislara yönlendirmek için dinler hukuk kurallari da koydular ve bu kurallarin uygulanmasina titizlik gösterdiler.

Özellikle ileri dinlerin koydugu bas hukuk kurallari, ayni zamanda evrensel ahlâki da yansitir. Hiçbir din, insanlara erdemsiz yasamayi, hirsizligi, yalanciligi, zinayi, adam öldürmeyi buyurmaz. Tersine, bütün dinler ahlâkli ve erdemli yasamayi buyururlar. Dinler arasindaki farkliliklar, Tanri ve ibadet anlayisindan kaynaklanmaktadir. Böylece her din, tek ve üstün gerçegi temsil ettigini ileri sürdügünden dinler arasinda bir birlik görülmemektedir.

Çok ileri ve üstün bir din olan Islâmlik, kisa sürede inanç sistemini birçok millete benimsetmistîr. Hazreti Muhammed'in ölümünden sonra Müslümanlik hizla gelisti. Büyük Islâm bilginleri, ilkçagin akilci filozoflarini yeniden gün isigina çikardilar, öyle ki, Batili bilginler bu filozoflari Müslümanlardan ögrendiler. Müslümanlik bu akil çaginda büyük asamalar yapti. Tanrinin insanlara dogru yolu görmesi için akil verdigini söyleyen bilginler, Islâm dininin ilerlemesinde büyük rol oynamislardir. Onlari destekleyen halifeler de çikmistir. Böylece Müslümanlik asagi yukari üç yüz yil Tanrinin gösterdigi yolda gelismistir. Akla dayanan bu gelisme sirasinda Islâm Hukuku da günlük hayata uydurulmustur. Ne yazik ki, bir süre sonra bu gelisme durdu, Islâm dünyasinda aklin yerini, tutucu ve durgun bir inanç kapladi. Bu görüsün sahipleri, akil yolu ile degil, sadece inançla yasamak gerektigini savunuyorlardi. Bu görüs kisa sürede yayginlasti, Islâm dini ve hukuku donup kaldi. Buna karsilik akil yolunu Müslümanlardan ögrenen Batililar, bu esaslari gelistirmekteydiler.

Iste Türkler Müslüman olduklari vakit, Islâm dünyasinda durgunluk baslamisti. Türkler, üstün yetenekleriyle kisa sürede Islâm dünyasina egemen oldular. Çok içten inandiklari Müslümanligi Hiristiyanlara karsi korudular, Islâmligi Anadolu'ya ve Balkanlar'a yaydilar, ama onlar güçlerinin dorugunda iken Bati'da da akil çagi baslamisti. Büyük akilcilar, bir zamanlar Müslüman bilginlerin dedikleri gibi Tanrinin insanlara verdigi en büyük hazine olarak akili gördüler. Böylece Bati'da bilim ve hukuk akla dayandirilmaya basladi. Burada hemen sunu belirtmekte yarar vardir: Bu büyük akilci akima karsi, orada da kilise direnmistir. Ancak bu direnme yeni mezheplerin (Protestanlik) dogmasina yol açmistir. Bu yüzden Hiristiyan dininin bir bütün olarak akilciliga karsi durmasi imkâni kalmadi. Kilise giderek yenilikleri kabul etmeye basladi. Nihayet XVIII. yüzyil sonunda çikan Fransiz Ihtilâli ile laiklik, devlet ve hukuk düzenine egemen oldu. Yani devlet, dinin etkisinden aritildi. Ama ayna zamanda din özgürlügü de kabul edilerek, devletin vatandasin vicdanina karismayacagi, herkesin inancinda serbest oldugu esasi konuldu.

Osmanli Devleti'nin bu gelismenin disinda kaldigini biliyoruz. Atatürk belki de Islâmligin parlak çagina dönüs yaparak, zamana ve akla uymayan, eskiyen hukuk kurallarini bir yana birakarak devleti laiklestirmistir. Ama Islâmligin inanç ve ibadete dayanan kurallarina hiç dokunmamistir.

Atatürk kesinlikle dinsiz degildi. Su sözleri söyleyen Atatürk'ün dinsiz oldugu, laiklikle dinsizligi getirdigi söylenebilir mi? :"Tanri birdir, büyüktür. Bizim dinimiz en makul (akla uygun) ve tabii (dogal) bir dindir. Ve ancak bundan dolayi da son din olmustur. Bir dinin tabii olmasi için akla, fenne, ilme ve mantiga uymasi gerektir. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur... Ey millet, Allah birdir, sani büyüktür. Peygamberimiz, Efendimiz Cenabi Hak tarafindan insanlara dinin gerçeklerini bildirmeye memur ve elçi olmustur... Insanlara feyz ruhu vermis olan dinimiz akla, mantiga, gerçege tamamen uyuyor. Bu sebeple en mükemmel dindir... Varlik dünyasinin bütün kanunlarini yapan Cenab-i Haktir... Dinime, gerçegin kendisine nasil inaniyorsam buna da öyle inaniyorum". Atatürk bunlar gibi daha birçok söz söylemistir.

Atatürk'ün akla uygun bir uygulama istedigini belirten su sözleri, ne derin anlamlar tasimaktadir: "Büyük dinimiz, çalismayanin insanlikla ilgisi olmadigini bildiriyor. Bazi kimseler modern olmayi kâfir olmak saniyorlar. Asil küfür onlarin bu zanni (düsünce)dir. Bu yanlis yorumu yapanlarin amaci; Islamlarin kâfirlere tutsak olmasini istemek degil de nedir?"

"Bizim dinimiz milletimize, düskün, miskin ve hor görülmeyi tavsiye etmez. Tam tersi, Allah da Peygamber de insanlarin ve milletlerin yücelik ve serefini korumalarini buyuruyor... Bizim dinimiz için herkesin elinde bir miyar (ölçüt) vardir. Bu miyar ile hangi seyin dine uygun olup olmadigini kolayca takdir edebilirsiniz. Hangi sey ki, akla, mantiga, toplumun çikarlarina uygundur, biliniz ki o, bizim dinimize de uygundur, o sey dinîdir. Eger bizim dinimiz aklin, mantigin uydugu bir din olmasaydi, en mükemmel ve en son din olmazdi".

Görülüyor ki, Atatürk bilgisiz ve çikarci kimselerin milleti din adina sömürmesine karsidir. O, devlete, hukuka ve bilime can verecek kurallarin akla, mantiga uygun olmasini istemektedir. Atatürk, daha 1927 yilinda dinin siyaset araci olarak kullanilmasindan dogacak sakincalari ve çikar düskünlerini söyle anlatmistir: "Masum halka bes vakit namazdan baska, geceleri de namaz kilmayi vaaz etmek ve ögütlemek, belki de ömründe hiç namaz kilmamis olan bir politikaci tarafindan vâki olursa, bu hareketin hedefi anlasilmaz olur mu?" Atatürk'ün yillarca önce söyledigi bu sözler ne kadar düsündürücüdür.

Laiklik devletin temeli olunca, akla dayanan uygulamalarla millet zaman yitirmeden çalisma ve kalkinma imkâni bulur. Devlet vatandasin inancina karisamaz; daha Önce de belirtildigi gibi inançlar çesitlidir. Herkesi bir dogrultuda inanca zorlamak olmaz. Bu herseyden önce demokrasiye aykiridir. Demokrasi, bir özgürlük rejimidir. Bu sebeple demokrasilerde devletin tek bir dini vatandaslara benimsetmeye çalismasi düsünülemez. Bu davranis demokrasi kavramina uymaz. Hem Kur'an "dinde zorlama yoktur" diyor. Bundan baska Kur'an ve Hazreti Muhammed devlet yönetiminde akla dayanilmasini isteyen pek çok buyruklar vermistir.

Demek ki, laiklik vatandas inancinin en saglam güvencesi oluyor. Inanç özgürlügü devletçe saglaniyor. Herkes inancinda ve ibadetinde serbesttir. Laikligi, resmi politikasi dinsizlik olan rejimlerden kesinlikle ayri tutmak gerekir. O tür rejimlerde devlet dine karsidir. Vatandasin dinsiz olarak yetismesi için gereken her türlü tedbiri alir. Atatürkçü laiklikte ise, devlet islerine karistirilmamasi kosulu ile tam bir din ve inanç özgürlügü vardir.

Türk Devleti ayni zamanda nüfusumuzun yüzde doksan besinden fazlasinin inanç sahibi Müslüman oldugu gerçegini de görmüstür. Müslümanlarin inanç ve ibadet hizmetlerini devlet yüklenmistir. Din egitim ve ögretimi yapan kurumlar açilmis, buralarda Atatürkçü, aydin, akilci, laik din adamlari yetistirmeye hiz verilmistir. Hiçbir dönemde Anadolu'da Cumhuriyet dönemindeki kadar cami yapilmamistir.

Türk milleti ve Devleti varligini ancak inanç özgürlügü içinde, çagin geregi olan akil ve bilim kavramlarinin yolunda, insancil bir laikligi benimseyerek sürdürebilir. Geriye dönüs mümkün degildir. Böyle bir tutum zamana ayak uyduramamak, çagin disinda kalmak olur.

y

MILLIYETÇILIK

Ait oldugu milletin varligini sürdürmesi ve yüceltmesi için diger bireylerle birlikte çalismaya, bu çalismayi ve bilinci, diger kusaklara da yansitmaya "milliyetçilik" denilir. Su tanima göre milliyetçiligin en önemli ögesi "millet" olmaktir. Öyle ise millet nedir?

Bir insan topluluguna millet diyebilmek için bazi niteliklerin o toplumda olup olmadigi saptanmalidir. Bazi anlayis biçimlerine göre, bir toplulugun millet sayilabilmesi için irk birligi yetisir. Bu eksik bir görüstür. Ayni irktan olmadiklari halde bugün milletlikleri tartisilmaz topluluklar vardir, Isviçreliler ve Amerikalilar gibi, bazilarina göre ise millet olmanin bas sarti ayni dili konusabilmektir. Bu da her zaman dogru sayilamayacak bir görüstür. Isviçre'de üç ayri dil konusulur ama bütün Isviçreliler bir millettirler. Buna karsilik ayni dili konusan pek çok Arap milleti vardir. Iraklilar ile Faslilar ayni dili konustuklari halde aralarinda büyük farklar bulunur, ikisi de ayri birer millet sayilabilirler.

Kimileri de millet olmanin bas sarti olarak din birligini kabul ederler. Kuskusuzdur ki, artik bu da savunulamaz bir görüstür. Bugün dünyanin en büyük milletlerinden sayilan Japonlarin içinde çok çesitli dinler vardir. Gene ayri birer din gibi kabul edilebilecek Katoliklik ile Protestanlik Almanya'da, Amerika'da yan yana yasamaktadir. Ama ayni dinden olduklari halde Müslümanlar hiçbir zaman tek millet sayilamamislardir.

Öyle ise sayilan bütün bu sartlar bir insan toplulugunun millet olmasina yetmemektedir. Ayni toprak parçasi üstünde yasayan insanlarin millet olmasi için ilk sart, ortak bir geçmise, kader birligine, ortak bir gelecek hedefine sahip olmaktir. Bu, en tutarli ve geçerli görüstür. Milliyet bagi böylece maddi olmaktan çok manevi bir iliskidir. Bu görüsü benimseyen Atatürk, milleti söyle tanimlamaktadir: Bir insan toplulugunun millet sayilabilmesi için "zengin bir hatira mirasina, birlikte yasamak hususunda ortak istekte samimi olmaya, sahip olunan mirasin korunmasini birlikte sürdürebilmek konusunda iradelerin ortak bulunmasina, gelecekte gerçeklestirilecek programin ayni olmasina, birlikte sevinmis, birlikte ayni ümitleri beslemis olmaya" ihtiyaç vardir, iste bu ana sartlari tasiyan bir insan toplulugu millet sayilir. Gene Atatürk'e göre, bu sartlarin dogal sonucu, ortak milli bir düsünce, ideal ve en önemlisi ortak dilin ortaya çikmasidir. Gerçi dil birligi millet olmanin bas sarti degildir ama insanlari düsünce, ruh ve kültür açisindan birbirine baglayan ana dilin, pek çok millette tek oldugunu da unutmamak gerekir.

Görülüyor ki, Atatürk, Türk milletini irk veya din esasi üzerine oturtmamistir. Zaten akilci bir yaklasimla buna imkân da yoktur, özellikle Anadolu'daki Türk topluluklari baska irklarla, yüzlerce yildan beri kaynasmis durumdadirlar. Anadolu'nun uygarliklari birbirine baglayan bir bag olmasi bu sonucu dogurmustur.

Atatürk'ün millet anlayisi akilci ve insancildir. Atatürk'e göre bir milleti baska milletlerden ayiran nitelikler vardir. Her millet kendi yetenekleri, kültürü ve imkânlari çerçevesinde kendini digerlerine kabul ettirmek ve mutlu yasamak zorundadir, iste bir milletin bireylerinin bu biçimdeki davranislari milliyetçiliktir. Türk milliyetçiliginin amaci, Türk'ün her alanda yükselmesi, yücelmesidir.

Atatürk'e göre, "asil olan millettir, ilham ve güç kaynagi milletin kendisidir. Bir millet için mutluluk olan bir sey, diger bir millet için felâket olabilir. Ayni sebepler ve sartlar birini mutlu ettigi halde, digerlerini mutsuz kilabilir", öyle ise, her millet akil ve bilim yolu ile yalniz kendi degerlerini ve çikarlarini bulmalidir. "Türk milliyetçisi, gelisme ve ilerleme yolunda ve uluslararasi iliskilerde bütün çagdas milletlere paralel olarak, onlarla bir uyum içinde yürüyecektir. Ama bunu yaparken Türk milletinin özelliklerini, bagimsiz kisiligini koruyacaktir. Türk Milliyetçisi diger milletlerin hakkina, bagimsizligina saygi gösterecektir. Ancak böylelikle diger milletlerden de saygi görecektir. Kimsenin yurdunda gözümüz yoktur. Çünkü her milletin yurdu kutsaldir. Türk, büyük gücünü ancak haklarina saldiri oldugu zaman kullanacaktir".

Atatürk, bütün milletlere saygi duyar, ama onlarin hepsinin üstünde Türk'ü görür. Ona göre, "Dünya yüzünde Türk'ten daha büyük, ondan daha eski, ondan daha temiz bir millet yoktur ve bütün insanlar tarihinde görülmemistir". Atatürk, tarih alanindaki olaganüstü çalismalariyla Türk'ün geçmisini aydinlatarak bu görüse erismistir. Böylesine üstün bir milletin yurdu da kutsaldir. Vatan sevgisi, milliyetçiligin önde gelen ögelerindendir; "Vatanimiz, Türk milletinin eski ve yüksek tarihi ve topraklarinin derinliklerinde varliklarini sürdüren eserleri ile bugünkü yurttur. Vatan hiçbir kayit ve sart altinda ayrilik kabul etmez ve bütündür".

Mademki vatan kutsaldir ve bir bütündür, öyle ise "memleketi dogu ve bati diye ikiye ayirmak dogru degildir". Çünkü yurdumuz kutsaldir. "Yurt topragi, sana her sey feda olsun. Kutlu olan sensin. Hepimiz senin için fedaiyiz. Fakat sen, Türk milletini ebedi hayatta yasatmak için feyizli kalacaksin".

Atatürk'ün Türk milliyetçiligi üzerinde bu kadar çok durmasinin derin sebepleri vardir. Bu sebepler de gene tarihten kaynaklanmaktadir.
Türklerin dünya tarihine ve uygarliklara yaptigi üstün hizmetler bilinmektedir. Ama ne yazik ki, Türklerin kurdugu en büyük, en görkemli
devletlerden Osmanli Imparatorlugu'nun yapisi, tam bir milliyetçilik anlayisinin dogmasina imkân vermemistir.

Osmanli Imparatorlugu'nda her bakimdan birbirinden farkli çok çesitli uluslar yasardi. Bunu biliyoruz. XVIII. yüzyil sonlarina kadar dünyada milliyet ilkesi pek bilinmiyordu. Gerçi devletler kuran milletler, kendi yasama biçimlerini, kültürlerini, anlayislarini gelistiriyor, dillerini kullaniyorlardi, bagimsizliklarini koruyorlardi. Ancak bunlari belli bir millete bagli olma bilinci içinde degil, belki toplumsal bîr zorunluluk olarak yapiyorlardi. Millete benlik veren milliyetçilik degil, din idi. Her millet mensup oldugu dinin buyruklarina ve kaliplarina uyarak yasiyordu.

XVII. yüzyildan itibaren Bati'da iyice güçlenen akilcilik, ayni zamanda milliyetçiligi dogurmustur. Batida, çesitli milletlere mensup olan düsünürler, her milletin digerinden farkli oldugunu görmüsler, insanlari dinin degil, milliyetin ilk planda birbirine baglamasinin akla uygun oldugunu anlamislardir. Böylece milliyetçilik Bati'da geliserek siyasal hayata girdi. XVIII. yüzyil sonunda çikan Fransiz Ihtilâl ve onu izleyen büyük inkilâpla, milli devlet ve dolayisiyle milliyetçilik hizla bütün dünyaya yayilmaya basladi.

Özellikle çok uluslu devletler için milliyetçilik akimi bir felâketti. Milliyetçilik akiminin çok uluslu bir devlet olan Osmanli Imparatorlugu için önem tasimis, imparatorluk sinirlan içinde yasayan ve Türk olmayan çesitli uluslar bagimsizlik istegi ile ayaklandilar. Osmanli devlet adamlari buna karsi bir çare aradilar: Din ayrimini kaldirarak ülkede yasayan herkesi "Osmanli" ilân ettiler. Ama bu kesin bir çözüm yolu degildi. Milliyetçilik bir büyük akimdi ve bu hareketi böyle bir davranisla önlemek mümkün degildi. Nitekim ülkede yasayan uluslar birer ikiser ayaklanarak Osmanli yönetiminden kopuyor, kendi milli devletlerini kurarak bagimsizliklarini ilân ediyorlardi.
Bu durum karsisinda bazi Türk düsünürleri milliyetçilik akiminin önlenemeyecegini anlamaya basladilar. Simdi yapilmasi gerekli olan, elde kalan ve üzerlerinde Türklerin yasadigi vatan topraklarim, yeni milli devletlerin satasmalarindan kurtarmakti. Hiç degilse bundan sonra Türk, vatanina sahip çikmaliydi. Böylece, imparatorluk sinirlan içinde yasayan çesitli milletler arasinda en son, Türklerin milliyetçilik anlayisi dogmustur. Bu da XX. yüzyil baslarina denk düsmektedir.

Türk milliyetçiligi dogarken, yalniz Türklerin degil, bütün Müslümanlarin tek millet olmasi geregini ileri sürenler de çikti. Ama Müslüman Osmanli vatandasi olan Araplarin Birinci Dünya Savasinda, Hiristiyan düsmanlarimizla is birligi yaparak bizi arkadan vurmalari, milletin dine dayandirilamayacagini çok açik ve aci biçimde göstermistir.

Atatürk, yeni Türk Devleti'ni kurdugu vakit durum bu idi. Bütün millete Türklügünü anlatmak, göstermek, bu çok önemli konu üzerinde durmak gerekiyordu. Artik çok uluslu Osmanli Devleti tarihe karismisti. Anadolu'da ve Dogu Trakya'da yalniz Türkler yasiyordu. Atatürk, Lozan Konferansinda Türkiye'de yasayan Rumlari Yunanistan'a yollamayi basarmisti. Engin ve büyük bir tarihe sahip olan Türkler, artik Türkiye'de en yüksek oranda çogunlukta idiler. Milli devlet kurulabilirdi. Bu bölümün basinda belirtildigi gibi, her millet kendi yücelmesini, kendi yetenekleriyle saglar. Bunun için de katiksiz bir milliyetçilik gereklidir.

Atatürk, yasadigi sürece hep Türk milliyetçiligini gelistirmeye çalismistir. "Ne Mutlu Türküm diyene" sözü, milletimiz yasadikça anlami yücelecek çok üstün bir görüsün simgesidir.

9


DEVLETÇILIK

Ekonomik etkinligin toplum ve devlet hayatindaki önemi daha önce anlatilmisti. Ekonomik hayatin temelinin üretim oldugu da belirtilmisti.
XX. yüzyilda dünya devletleri daha mutlu yasamak imkânlarina kavusmak için üretimi artirma geregini duydular. Bunun için de baslica üç yöntemin uygulanmasini öngördüler. Bunlari kisaca gözden geçirelim:

Liberal Ekonomi: Bu tür ekonomilerde üretim için gerekli olan sermaye, üretim etkinligi ve üretilen mallarin dagitimi tümüyle bireylere birakilmistir. Liberal ekonomi görüsüne göre, ekonomik hayatin kendiliginden isleyen yasalari vardir: Üretim, mallara olan istege baglidir, istek ise, üretimin az veya çok olmasini saglar. Devlet bu kurallari yönlendirmeye karismamalidir. Devletin görevi yurdu savunmak, egitim Islerini düzenlemek, adalet dagitmak gibi alanlarda kalmalidir. Devlet ekonomik hayata katilirsa az önce belirtilen denge bozulur. Gerekirse devlet, ancak büyük bunalimlari gidermek için ekonomik hayata girmeli, bunalim geçince de gene çekilmelidir. Büyük ekonomik güce sahip olan kapitalist ülkeler, liberal görüsü uygulayarak bugüne kadar gelmislerdir.

Sosyalist Ekonomi: Bu tür görüsü uygulayan ülkelerde hem sermaye, hem üretim dogrudan dogruya devletçe saglanir. Kisilerin üretim araçlarina sahip olmalari yasaktir. Devlet tüm sermayenin sahibidir. Bütün ekonomik hayat, devletin öngördügü biçimde düzenlenir. Mallarin dagitimini da devlet yapar. Bazi ülkeler temelde bu görüsü benimsemislerdir.

Ilimli Ekonomik Sistemler: Dünyanin hizla degisen sartlari hem liberalizmin, hem de Sosyalizmin katiksiz bir biçimde isleyemeyecegini göstermistir. Bu bakimdan liberal rejimlerin bazilarinda, devlet ekonomik hayata artan ölçüde girerken, sosyalist sistemde de yumusamalar göze çarpmaktadir. Böylece her iki guruptan bazi ülkeler rejimlerinin temelini bozmadan önemli sistem degisikliklerine girmektedirler.

Devletçilik: Atatürk ilkelerinin arasinda bulunan devletçilik, bir ekonomi siyasetidir. Yukarida anlatilan rejimlere benzemez. Milli özelliklerimize uyan, gerekli kalkinmayi saglayacak bir model olan devletçiligin hangi sartlar altinda nasil dogdugu belirtilmisti. Bunun için burada devletçiligi kisaca degerlendirecegiz.

Devletçilik, temel anlamiyla devletin ekonomik hayatin içine girmesidir. Ama bu yapilirken sosyalist model benimsenemez. Elinde sermayesi olan vatandaslar, birkaç alan disinda, diledikleri biçimde üretime katilabilirler. Devlet bunlara engel olmadigi gibi üstelik gereken tedbirleri alarak islerini kolaylastirir, kisileri üretim ve ticaret isine özendirir.

Ancak bilindigi gibi, hizla sanayilesme cumhuriyetin ilk hedeflerindendi. Büyük temel sanayi kuruluslari yapmak için özel ellerde sermaye yoktu. Bu yüzden devletçilik dogdu. Devlet pek çok sanayi isletmesini kendisi kurdu, çalistirdi ve gelistirdi. Bir yandan da uyguladigi para ve kredi politikasi ile özel kisileri basibos birakmadi. Böylece devlet ile vatandas, üretim isini birlikte düzenlediler. Bu isbirligi sonucu Türkiye örnek bir ülke durumuna gelmisti. Son arastirmalar, Türkiye'nin 1930 yilina kadar uyguladigi devletçilik siyaseti ile en hizli kalkinan üç ülke arasina girdigini göstermektedir. 1029 yilinda, 100 olan Türkiye ve dünya sanayi üretim indeksi, 1939'da Türkiye'de 196'ya erismistir. Dünya ortalamasi Ise 119'dur. Bu gelisme tablosunda Türkiye'nin yeri, Rusya ve Japonya'dan sonra gelmektedir. Böylece 1927'de 1000 olan milli gelirimiz, hizli nüfus artisina ragmen, 1939'da 1625'e yükselmistir.

Sermayesi olmayan, disaridan yardim almayan, kaynaklari sinirli, teknolojisi geri Türkiye'nin 1939 yilina kadar sagladigi bu gelisme Atatürk'ün akilci ve milliyetçi görüslerinin bir eseridir. O, özel girisimleri desteklerken, devleti de ekonomik hayata katmis, her iki alan birbirlerini tamamlamislardir.

Ikinci Dünya Savasi'nin çikmasi üzerine bu gelisme durdu. Savas sonrasinda ise devletçilik ilkesi yeniden ve amaca uygun biçimde isletilip ihtiyaçlara göre düzenlenmedi, politika araci yapildi. Bu yüzden özel alanla devlet alani arasindaki denge bozuldu ve ekonomik hayata bir karga
sa geldi.

Atatürk'ün bas ilkelerinden devletçilik, Türkiye'yi ekonomik bakindan kalkindiracaktir, yeter ki gerektigi gibi uygulanabilsin.

2

YASAM ÖYKÜSÜNDEKI OLAYLAR DIZINI

1881-1908

19 Mayis 1881 - Ali Riza Efendi ile Zübeyde Hanim'in "MUSTAFA" adini verdikleri çocuklari, Selanik Kasimiye Mahallesi, Islahane Caddesi'ndeki evde, bugün müze olarak kullanilan iki katli pembe evde dünyaya geldi.

1888-1893 - Mustafa çok kisa bir süre Mahalle Okulu'nda okuduktan sonra, modern egitim yapan Semsi Efendi Ilkokulu'nu bitirdi. Babasi ölünce, annesiyle dayisinin çalistigi çiftlige gitti. Orada tarla bekledi, daha sonra annesiyle Selanik'te oturan teyzesinin yanina döndü. Burada kisa bir süre Mülkiye Hazirlik Okulu'na devam etti.

1893 - Küçük Mustafa, Selanik Askeri Okulu'na (rüstiye'ye) girdi. Sinifta ayni adi tasiyan Matematik Ögretmeni Mustafa, sinif birincisi olan küçük Mustafa'nin adini "Mustafa Kemal" olarak degistirdi.

1906 - Mustafa Kemal, Manastir Askeri Okulu'na (idadiye) girdi.

13 Mart 1899 - Mustafa Kemal, Istanbul'da Harp Okulu'na girdi.

10 Subat 1902 - Mustafa Kemal, Harp Okulu'ndan mezun oldu. Kurmay Okulu'nda ögrenci iken tarihsel konulara ilgi duydu. Bu siralarda kimi arkadaslariyla el yazisi bir dergi çikardi.

11 Ocak 1905 - Mustafa Kemal, Harp Akademisi'nden Kurmay Yüzbasi rütbesi ile mezun oldu. Merkezi Sam'da bulunan 5. ordu emrine verildi.

1906 - Mustafa Kemal, arkadaslariyla Sam'da "Vatan ve Hürriyet Cemiyeti'ni" kurdu.

1907 - Mustafa Kemal, gizlice Selânik'e giderek, bu cemiyetin orada bir subesini açti.

1909-1910

13 Nisan 1909 - Mustafa Kemal, Selanik'te bulundugu sirada, Istanbul'da, 31 Mart Olayi oldu. Mahmut Sevket Pasa komutasindaki Hareket Ordusu, Selanik'ten Istanbul'a yürümeye basladi. Mustafa Kemal, bu ordunun kurmaybaskani idi.

22 Eylül 1909 - Mustafa Kemal, Selanik'te toplanan Ittihat ve Terakki Kongresi'ne katildi. Burada yaptigi konusmada: "Devletin iç ve dis tehlikelere karsi koyabilmesi için güçlü bir orduya ve partiye ihtiyaci bulundugunu, fakat bunlarin ayn ayri çalismasi gerektigini" söyledi. Bu görüsünden dolayi ittihatçilarla arasi açildi.

1910-1911

1910 - Mustafa Kemal, Arnavutluk isyaninin bastirilmasinda kurmay baskani olarak görev yapti. Ayni yil içinde, Fransiz ordularinin manevralarini " izlemek üzere bir askerî heyetle Fransa'ya gitti.

13 Eylül 1911 - Mustafa Kemal, Istanbul'daki Genelkurmay Karargâhi'nda görevlendirildi.

5 Ekim 1911 - Mustafa Kemal, Tobruk'ta ve Derne'de italyanlara karsi savunma savaslarina katildi.

27 Kasim 1911 - Mustafa Kemal, Trablusgarp'ta bulundugu sirada

binbasiliga terfi etti.

1912-1913

9 Ocak 1912 - Mustafa Kemal, Trablus-Italyan-Osmanli Savasi'nda Tobruk saldirisini basariyla yürüttü.

8 Ekim 1912 - Mustafa Kemal, Balkan Savasi'nin çikmasi üzerine anavatana dönerek, Bolayir'da kurulan kolordunun harekât subesi müdürlgüne getirildi.

25 Kasim 1912 - Mustafa Kemal, Çanakkale Bogazi Kuvayi Birlikleri Harekât Subesi Müdürlügü'ne atandi.

1913 - Mustafa Kemal, Kolordu Kurmay Baskani olarak Edirne'nin kurtarilmasina katildi.

1914-1915

1 Mart 1914 - Mustafa Kemal, yarbayliga terfi etti.

2 Subat 1915 - Mustafa Kemal Eceabat (Maydos)'ta bulunan 19. Tümen Komutanligi'na atandi,

18 Mart 1915 - Ingiliz ve Fransizlarin büyük bir donanma ile Çanakkale Bogazi'ni zorlamalari üzerine. Mustafa Kemal, burada düsman birliklerini denize dökerek Çanakkale Deniz Zaferi'ni kazandi.

25 Nisan 1915 - Mustafa Kemal komutasindaki Türk birlikleri, Ariburnu'nda çikarma yapan ingiliz ve Anzaklar'in saldirilarini durdurdu.

1 Haziran 1915 - Mustafa Kemal, Albayliga terfi etti.

8/9 Agustos 1915 - Mustafa Kemal, Anafartalar Komutanligi'na atandi. 10 Agustos'ta düsmani yenilgiye ugratü.

17 Agustos 1915 - Mustafa Kemal, Kireçtepe Zaferi'ni

kazandi.

21 Agustos 1915 - Mustafa Kemal, ikinci Anafartalar Zaferi'ni kazandi.

19 Aralik 1915 - Düsmanlar sayisiz ölü birakarak, bir daha dönmemek üzere gittiler.

1916-1917

14 Ocak 1916 - Mustafa Kemal, Edirne'de bulunan 16.Kolordu Komutanligi'na atandi.

1 Nisan 1916 - Mustafa Kemal, Tuggenerallige terfi etti.

6/7 Agustos 1916 - Mustafa Kemal. 7. Ordu Komutani iken, 18 Martta 2. Ordu Komutanhgi'na getirildi.

5 Temmuz 1917 - Mustafa Kemal, 7. Ordu Komutanhgi'na atandi.

20 Eylül 1917 - Mustafa Kemal, 7. Ordu Komutani iken memleketin ve ordunun durumunu açiklayan tarihsel bir rapor hazirladi.

15 Aralik 1917 - Mustafa Kemal, Veliaht Vahdettin'le Almanya'ya gönderildi.

5 Ocak 1918 - Mustafa Kemal, Almanya'dan geri döndü.

16 Agustos 1918 - Mustafa Kemal, yeniden 7. Ordu Komutanhgi'na getirildi. Düsmana karsi Halep'in kuzeyinde bir savunma hatti kurdu.

26 Ekim 1918 - Halep yakinlarinda düsman saldirisini durdurdu.

31 Ekim 1918 - Mustafa Kemal, Limon Fon Sanders'ten Yildirim Ordulari Komutanhgi'ni teslim aldi.

13 Kasim 1918 - Mustafa Kemal, Istanbul'a döndü. 228

21 Kasim 1918 - Mustafa Kemal, Fethi Bey'le (Okyar) Istanbul'da Mimber Gazetesi'ni çikartti.

1919

20 Nisan 1919 - Mustafa Kemal, 9. Ordu Müfettisligi'ne atandi.

30 Nisan 1919 - Mustafa Kemal, 9. Ordu Müfettisi olarak Anadolu'ya tayin edildi.

15 Mayis 1919 - Mustafa Kemal, Vahdettin'le görüstü.

16 Mayis 1919 - Mustafa Kemal, Bandirma Vapuru'yla Istanbul'dan Samsun'a hareket etti.

23

19 Mayis 1919 - Mustafa Kemal, Sali günü sabah saat sekizde Samsun'a çikti.

28 Mayis 1919 - Mustafa Kemal Pasa, Havza'da yayinla digi genelge ile Kurtulus Savasi'm baslatti.

21/22 Haziran 1919 - Mustafa Kemal Pasa, Amasya'da millî mücadeleyi baslatan, "Amasya Genelgesi"ni yayinladi.

25 Haziran 1919 - Mustafa Kemal Pasa, Amasya'dan Sivas yoluyla Erzurum'a hareket etti.

3 Temmuz 1919 - Mustafa Kemal Pasa, "Dogu Illeri Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti" toplantisina katilmak üzere Erzurum'a geldi.

8 Temmuz 1919 - Mustafa Kemal Pasa, çok sevdigi askerlik mesleginden istifa etti. Türk ulusunun bir kisisi olarak vatani ve ulusu kurtarmak için çalis malara basladigini açikladi.

23 Temmuz 1919 - Mustafa Kemal Pasa, Erzurum Kongresi'nde, Temsil Heyeti Baskanligi'na seçildi. Bu toplantida, "Misak-i Millî Kararlari" kabul edildi.

4 Eylül 1919 - Mustafa Kemal Pasa, Sivas Kongresi Baskanligi'na seçildi.

11 Eylül 1919 - Mustafa Kemal, Anadolu ve Rumeli Müdaffa-i Hukuk Cemiyeti Temsil Heyeti Baskanligi'na seçildi.

12 Eylül 1919 - Mustafa Kemal, illere ve komutanliklara, Istanbul Hükümeti ile her türlü haberlesmenin kesildigini bildirdi.

20/22 Ekim 1919 - Mustafa Kemal Pasa'nin Amasya'da Istanbul Hükümeti temsilcileri ile görüstü ve Amasya Protokolü'nü imzaladi.

7 Kasim 1919 - Mustafa Kemal, Erzurum'dan milletvekili seçildi.

27 Aralik 1919 - Mustafa Kemal Pasa, Temsil Heyeti ile Sivas üzerinden Ankara'ya geldi.

28 Aralik 1919 - Mustafa Kemal Pasa'nin Ankara'lilarla yaptigi konusmada: "Vatani düsman istilâsindan mutlaka kurtaracagiz. Fakat vazifemiz bununla bitmeyecektir. Medenî milletler arasinda yerimizi alacagiz." diyordu

1920

10 Ocak 1920 - "Hâkimiyet-i Milliye" Gazetesi Ankara'da kuruldu.

12 Ocak 1920 - Meclis-i Mebusan Istanbul'da toplandi.

28 Ocak 1920 - "Misak-i Millî", Meclis-i Mebusan'in Istanbul'da yaptigi gizli toplantida kabul edildi.

3

16 Mart 1920 - Mustafa Kemal Pasa, Istanbul'un Itilâf Devletleri tarafindan isgalini. Istanbul Hükümeti'ne ve bütün devletlere gönderdigi bir yazi ile protesto etti.

19 Mayis 1920 - Mustafa Kemal Pasa, Anadolu'ya geçen Osmanli milletvekillerine bir çagrida bulunarak, olaganüstü yetkilere sahip ve ulusun gerçek iradesini temsil edecek bir meclisin Ankara'da toplanmasini istedi.

23 Nisan 1920 - Mustafa Kemal Pasa, Ankara'da Haci Bayram Camii'nde kilinan Cuma namazindan sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni açti.

24 Nisan 1920 - Mustafa Kemal Pasa, Türkiye Büyük Millet Meclisi Baskanligina seçildi.

11 Mayis 1920 - Mustafa Kemal Pasa, istanbul'da toplanan bir Divan-i Harp tarafindan idam cezasina varptinldi. Bu karar, 24 Nisan 1920 günü padisah tarafindan onaylandi.

10 Agustos 1920 - istanbul Hükümeti ile itilâf Devletleri arasinda, Türkiye'yi parçalayan ve bagimsizligimizi sona erdiren SEVR ANTLASMASI imzalandi.

13 Eylül 1920 - Halkçilik programi, Mustafa Kemal Pasa tarafindan TBMM'sinde okundu.

29 Eylül 1920 - TBMM'si kuvvetleri, Sarikamis'i düsman istilâsindan kurtardi.

30 Ekim 1920 - TBMM'si kuvvetleri, Kars'i düsman isgalinden kurtardi.

8/9 Aralik 1920 - Ali Fuat (Cebesoy) Pasa, Moskova Büyükelçiligine; Genelkurmay Baskani Ismet Bey (Inönü) de Bati Cephesi Komutanligi'na atandi.

2/3 Aralik 1920 - Türkiye-Ermenistan arasindaki siniri çizen belge, TBMM'si ile Rusya arasinda yapilan Gümrü Antlasmasiyla tespit edildi.

5 Aralik 1920 - Mustafa Kemal Pasa, istanbul'dan gelen Osmanli delgeleii ile (izzet ve Salih Pasalar) Bilecik Tren fstasyonu'nda görüstü.

25 Aralik 1920 - Mustafa Kemal Pasa; "Hiçbir kimse, hiçbir neden ve sebeple Ankara'daki Hükümet'in bilgisi olmadan kuvvet toplamaya yetkili degildir, "bildirisini yayinladi.

29 Aralik 1920 - Kuva-i Seyyare Komutani Çerkez Ethem ve arkadaslarinin ulusal otoriteye karsi olduklari anlasildi.

10 Ocak 1921 - Yunanlilarla yapilan Birinci inönü Savasi'nda, Mustafa Kemal Pasa, inönü'ye çektigi bir telgrafta: "... Bu basarinin kutsal topraklarimizi düsman istilâsindan tamamiyle kurtaracak olan kesin zafere bir hayirli baslangiç olmasini Allah'dan dilerim., "diyordu.

20 Ocak 1921 - Yeni Türk Devleti'nin ilk Anayasasi kabul edildi.

12 Mart 1921 - Mehmet Akif'in yazdigi Istiklâl Marsi, TBMM'si tarafindan millî mars olarak kabul edildi.

16 Mart 1921 - TBMM'si ile Rusya arasinda "Moskova Antlasmasi" imzalandi.

1Nisan 1921 - Yunanlilara karsi Ikinci Inönü Zaferi kazanildi. Mustafa Kemal Pasa, ismet Inönü'ye çektigi telgrafta: "Siz orada yalniz düsmani degil, ulusun makûs talihini de yendiniz." diyordu.

10 Mayis 1921 - Mustafa Kemal Pasa'nin önerisiyle, TBMM'sinde "Anadolu ve Rumeli Mûdafaa-i Hukuk Grubu" kuruldu; Mustafa Kemal, bu grubun

baskanligina seçildi.

21 Haziran 1921 - Mustafa Kemal Pasa. Fransiz elçisi F. Boullion ile Ankara'da görüstü.

5 Agustos 1921 - TBMM'si tarafindan-genis yetkilere dayali üç aylik süre ile Mustafa Kemal Pasa'ya Baskomutanlik yetkisi verildi. Bunun üzerine

kürsüye gelen Baskomutan Gazi Mustafa Kemal, yaptigi konusmada söyle diyordu: "Efendiler., düsmani kesinlikle yenecegimize dair olan güvenim bir dakika olsun sarsilmamistir. Bu dakikada, bu gönül dolusu güvenimi, yüksek

heyetinize karsi, bütün millete karsi ve bütün âleme karsi ilân ederim".

23 Agustos 1921 - Bu tarihte 22 gün ve 22 gece süren Sakarya Meydan Savasi basladi. Baskomutan, or-duya yayinladigi bir emirde: "Müdafaa hatti yoktur; müdaffa sathi vardir. O satih bütün vatandir. Vatanin her karis topragi vatandasin kaniyla islanmadikça terk olunamaz." diyordu.

19 Eylül 1921 - Mustafa Kemal Pasa'ya TBMM tarafindan "Maresallik ve Gazi" unvani verlidi.

20 Ekim 1921 - Fransa Hükümeti'nin Ankara Hükümeti'ni tanimasi ve Fransa, Türkiye arasinda Ankara Antlasmasi'mn imzalanmasi.

5 Ocak 1922 - Fransizlarin çekilmesiyle Türk Ordusu'nun Adana'ya girisi.

26 Agustos 1922 - Mustafa Kemal Pasa, Büyük Taarruz'u, Kocatepe'den saat 05.30'da topçu atesiyle baslatti.

30 Agustos 1922 - Mustafa Kemal Pasa, Dumlupinar'da Yunan ordusunu kesin yenilgiye ugratti. Baskomutanlik Meydan Savasi'ni kazandi.

30/31 Agustos 1922 - Kütahya kurtuldu. Belediyeye Türk Bayragi çekildi.

4

1 Eylül 1922 - Mustafa Kemal Pasa'nin Baskomutanlik emri: "Ordular! Ilk hedefiniz Akdenizdir, ileri!"

2 Eylül 1922 - Yunan askeri birlikleri komutani General Trikopis ile Digenis esir alindi. Ertesi günü Mustafa Kemal'in huzuruna getirildiler.

9 Eylül 1922 - Türk ordusu Izmir'e girdi. Türk Bayragi Kadife Kale'ye çekildi.

10 Eylül 1922 - Baskomutan Gazi Mustafa Kemal Izmir'e geldi. Ayni gün Türk Ordusu, Bursa'yi düsmandan geri aldi.

3 Ekim 1922 - Mudanya Konferansi toplandi. Bu tarihte Bati Cephesi Komutani ismet Pasa, Ingiltere delegesi General Harrington, Fransiz delegesi General Charpy ile Italyan delegesi General Monbelli bir araya geldiler.

11 Ekim 1922 - Mudanya Ateskesi imza edildi.

1 Kasim 1922 - Mustafa Kemal'in emriyle, TBMM'si tarafindan saltanat kaldirildi.

17 Kasim 1922 - Vahdettin, Ingiliz savas gemisi Malaya ile Istanbul'dan ayrildi.

20 Kasim 1922 - Lozan'da baris görüsmelerinin baslamasi.

25 Kasim 1922 - Edirne'deki düsman yönetiminin TBMM'si Hükümetine geçmesi.

26 Kasim 1922 - Çanakkale'deki yönetimin TBMM'si Hükümeti'ne geçmesi.

2 Aralik 1922 - Anadolu'daki yenilgileri nedeniyle Yunan hükümet üyeleri ile Yunan ordulari baskomutani Hacianesti Atina'da idam edildi.

1923 - 1924

14 Ocak 1923 - Mustafa Kemal Pasa'nin annesi Zübeyde Hanim, Izmir'de öldü.

20 Ocak 1923 - Mustafa Kemal Pasa, Lâtife Hanim'la evlendi. 5 Agustos 1925 günü bosanarak ayrildilar.

4 Subat 1923 - Lozan Konferansi, önemli görüs ayriliklari nedeniyle kesildi.

17 Subat 1923 - Mustafa Kemal Pasa'mn emriyle Izmir'de ik kez "Türkiye Iktisat Kongresi" toplandi.

23 Nisan 1923 - 4 Subat'ta kesilen Lozan Konferansi'nin yeniden baslamasi.

24 Temmuz 1923 - Lozan Baris Antlasmasi imzalandi.

13 Ekim 1923 - Çikarilan bir yasayla Ankara, Hükümet merkezi yapildi.

29 Ekim 1923 - Anayasa degisikligi yapilarak Cumhuriyet ilân edildi. Gazi Mustafa Kemal, meclisin gizli oylamasinda, oybirligi ile Cumhurbaskanligina seçildi.

3 Mart 1924 - Egitimi birlestiren yasa kabul edildi. Halifelik kaldirildi. Osmanli hanedani Türkiye Cumhuriyeti sinirlari disina çikartildi.

20 Nisan 1924 - Yeni Anayasa (Teskilât-i Esasiye Kanunu) kabul edildi).

1925-1926

13 Subat 1925 - Dogu'da Seyh Sait isyani basladi. 13 Mayis 1925 tarihinde bu isyan kesin olarak bastirildi.

27 Agustos 1925 - Cumhurbaskani Gazi Mustafa Kemal, sapka ile inebolu Türk Ocagi'na geldi. Kastamonu gezisi boyunca giysi yeniligi hakkinda konferanslar verdi, toplantilar yapti.

2 Eylül 1925 - Tekke, zaviye ve türbeler kapatildi. Din görevlileri hakkinda giysi degisikligi ile ilgili kararname çikarildi.

25 Kasim 1925 - Sapka Kanunu onaylanarak yürürlüge girdi.

30 Kasim 1925 - Tekke, zaviye ve türbelerde çalisan kisilerin tüm unvanlari bir yasa çikartilarak yasaklandi.

26 Aralik 1925 - Bir yasa çikartilarak uluslararasi saat ve takvim kabul edildi.

17 Subat 1926 - Medenî Kanun kabul edildi. Türk kadini medenî haklara kavustu. Çok evlilik yasaklandi. Hukuk düzenimiz çagdaslastinldi.

20 Mayis 1926 - Ilkokul ögretmenleri hakkinda yasa çikartildi.

5 Haziran 1926 - Türkiye, ingiltere ve Irak arasinda, Türk-Irak sinirini belirten antlasma imzalandi.

15/6 Haziran 1926 - Gazi Mustafa Kemal Pasa'ya izmir'de suikast düzenlendi. Eylemi düzenleyenler yakalanarak idam edildi. Bu üzücü olaydan sonra Gazi Mustafa Kemal, Türk Ulusu'na yayinladigi bir duyuruda söyle diyordu: "Benim naçiz vücudum bir gün elbet toprak o lacaktir; fakat, Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktir".

3 Ekim 1926 - Cumhurbaskani Gazi Mustafa Kemal'in ilk heykeli, Istanbul Sarayburnu'na dikildi.

1927- 1928

15/20 Ekim 1927 - Cumhurbaskani Gazi Mustafa Kemal Büyük Söylev'ini okudu.

1Kasim 1927 - Gazi Mustafa Kemal Pasa, ikinci kez Cumhurbaskani seçildi.

4 Kasim 1927 - Cumhurbaskani Gazi Mustafa Kemal Pasa'nin ikinci heykeli, Ankara Etnografya Müzesi önüne dikildi.

28 Ekim 1927 - Türkiye'de ilk kez nüfus sayimi yapildi. O tarihteki nüfusumuzun 13 milyon 650.000 oldugu belirlendi.

10 Nisan 1928 - Anayasa degisikligi yapilarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Lâik bir devlet haline getirildi.

24 Mayis 1928 - Uluslararasi rakamlarin kullanilmasiyla ilgili yasa çikartildi.

28 Mayis 1928 - "Millet Mektepleri" açildi. Türk vatandasligi yasasi çikartildi.

1 Kasim 1928 - Yeni Türk Harfleri'nin kabul ve uygulanmasiyla ilgili yasa TBMM'si tarafindan onaylanarak yürürlüge girdi.

1929-1930-1931

5 Ocak 1929 - TBMM'sinden çikartilan bir yasa ile Anadolu-Bagdat, Mersin, Tarsus, Adana demir yollari ile Haydarpasa Limani satin alindi.

3 Nisan 1930 - Menemen'de Cumhuriyete karsi ayaklanma yapildi. Ögretmen yedeksubay Kubilây bu olayda sehit edildi.

12 Nisan 1931 - Atatürk'ün emriyle Türk Tarih Kurumu kuruldu.

15 Nisan 1931 - Gazi Mustafa Kemal, üçüncü kez Cumhurbaskani seçildi.

25 Ekim 1931 - Cumhurbaskani Gazi Mustafa Kemal, Balkan Konferansi'nin Ankara'da yapilan kapanis toplantisinda: "... Balkan milletleri kardestir... . Insanlari mesut edecegim diye onlari birbirine bogazlatmak insanlik disidir", diyordu

1932- 1933

12 Temmuz 1932 - Cumhurbaskani Gazi Mustafa Kemal'in emriyle Türk Dil Kurumu kuruldu.

4 Ekim 1932 - Cumhurbaskani Gazi Mustafa Kemal, Diyarbakir gazetesi sahibine verdigi bir demeçte: "Diyarbakirli, Vanli, Erzurumlu, Trabzonlu, istanbullu, Trakyali, Makedonyali, hep bir irkin evlâtlari, hep ayni cevherin damarlaridir", diyordu.

26 Ekim 1933 - Türk kadinlarina köy ihtiyar heyetlerine seçilme ve seçme hakki tanindi.

29 Ekim 1933 - Cumhurbaskani Gazi Mustafa Kemal, Cumhuriyetin onuncu yil dönümü törenlerinde "ONUNCU YIL SÖYLEVl'ni okudu. Bu söylevinin bir yerinde söyle diyordu:".. Türklügün unutulmus büyük medenî vasfi ve büyük medenî kabiliyeti bundan sonraki inkisafiyla, gelecegin yüksek medeniyet ufkundan yeni bir günes gibi dogacaktir.. Ne mutlu Türk'üm diyene!"

5

 

1934- 1935

21 Haziran 1934 - Soyadi Yasasi kabul edildi. Bütün Türk yurttaslarinin öz adindan baska bir soyadi tasimalari zorunlu hale getirildi

24 Kasim 1934 - Gazi Mustafa Kemal'e, TBMM'sinin çikardigi bir yasa ile 'ATATÜRK' soyadi verildi.

3 Aralik 1934 - Hangi dinden olursa olsun, ülkemizde din adamlarinin mâbet ve âyinler disinda dinsel giysi kullanmalari yasaklandi.

5 Aralik 1934 - Anayasa degisikligi yapilarak, Türk kadinlarina milletvekili seçme ve seçilme hakki verildi.

14 Haziran 1935 - Dil ve Tarih Cografya Fakültesi'nin kurulus yasasi mecliste onaylanarak kabul edildi.

11 Aralik 1935 - Atatürk, Siyasal Bilgiler Fakültesi'nin kurulus yildönümü nedeniyle yapilan törene gönderdigi kutlama yazisinda söyle diyordu: "Yüksek Türk! Senin için yüksekligin hududu yoktur, iste parola budur!..."

1936- 1937

20 Temmuz 1936 - Montreux Bogazlar Sözlesmesi imzalandi. Bogazlar tamamiyle Türk egemenligine geçti. Türk askeri, "gayri askeri" adi verilen yerlere girdi.

9 Ekim 1936 -Türk Hükümeti, Fransiz Hükümeti'ne bir nota vererek Antakya ve Iskenderun sancagina bagimsizlik verilmesini istedi.

27 Ocak 1937 - Hatay'in Bagimsizligi, Milletler Cemiyeti tarafindan kabul edildi.

5 Subat 1937 - TBMM'sinin aldigi bir kararla, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasi'na: "Cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçilik, devletçilik, lâiklik, devrimcilik" ilkeleri kondu.

9 Haziran 1937 - Ankara Tip Fakültesi'nin kurulmasi için yasa çikartildi.

11 Haziran 1937 - Atatürk, Trabzon'dan, Cumhuriyet Hükümeti'ne, bütün çiftliklerini ve mallarini Türk Ulusuna bagisladigini bildirdi.

25 Ekim 1937 - Inönü Basbakanliktan çekildi. Basbakanliga Celâl Bayar atandi.

28/29 Ekim 1937 - Atatürk, son kez Ankara'da Cumhuriyet Bayrami törenlerine katildi.

1938

14 Ocak 1938 - Türkiye, Irak, Iran, Afganistan arasinda kurulan "Sâdâbat Pakti", TBMM'si tarafindan onaylandi.

19 Mayis 1938 - Atatürk, son kez 19 Mayis Gençlik ve Spor Bayrami gösterilerini izledi. Rahatsiz olmasina karsin Hatay sorunuyla ilgili güney gezisine çikti.

20 Mayis 1938 - Atatürk, Mersin'de askeri geçit törenini izledi.

24 Mayis 1938 - Atatürk, Adana'da askeri geçit törenini izledi.

3 Temmuz 1938 - Antakya'da Türk ve Fransiz askeri heyetleri arasinda, Hatay'la ilgili bir antlasma imzalandi.

4 Temmuz 1938 - Hatay bunalimi nedeniyle feshedilen Türk Fransiz Dostluk Anlasmasi Ankara'da yeniden imzalandi.

5 Temmuz 1938 - Türk askeri birlikleri, coskun sevgi gösterileri içinde Hatay ve Iskenderun'a girdi. Anlasmada öngörülen yerlerde göreve basladi.

2 Eylül 1938 - Hatay Millet Meclisi toplandi; Tayfun Sökmen'i Devlet Baskani seçti.

7 Eylül 1938 - Hatay Millet Meclisi Baskani A. Melek, Hükümet Programi'ni sunusunda söyle diyordu: ".. Programimizin ruhu ve esasi KEMALiZM rejimi ve bütün icabatidir.."

17 Ekim 1938 - Atatürk, yakalandigi hastaliktan kurtulamayarak ilk komaya girdi.

29 Ekim 1938 - Atatürk'ün bulunamadigi Cumhuriyet Bayrami büyük bir üzüntü içinde kutlandi. Cumhuriyetin 15. yil dönümü nedeniyle Atatürk'ün hasta yatagindan Türk Ordusu'na yayinladigi son bildiride söyle diyordu:
"... Zaferleri ve mazisi insanlik tarihi ile baslayan, her zaman zaferle beraber medeniyet isiklarini tasiyan Kahraman Türk Ordusu Türk vataninin ve Türklük dünyasinin san ve serefini, iç ve dis her türlü tehlikelere karsi korumaktan iba-ret olan görevini her an yapmaya hazir ve amade olduguna benim ve büyük milletimizin tam bir inan itimatliniz vardir".

8 Kasim 1938 - Atatürk'ün hastaliginin agirlastigini bildiren bir rapor yeniden yayinlandi.

10 Kasim 1938 - Saat dokuzu bes geçe, Türk Ulusu'nun yetistirdigi bu en büyük Türk, son nefesini vererek hayattan ayrildi.

21 Kasim 1938 - Atamizin tabutu, geçici olarak Etnografya Müzesi'ne kondu.

10 Kasim 1953 - Atamizin tabutu, yapilan büyük bir törenle bugünkü Anit-Kabre kaldirildi.

YAZILI ESERLERI

   Mustafa Kemal Atatürk, yasaminin her döneminde kitapla bütünlesmistir. Bu okuma sevgisinin kendisine sagladigi bilgi birikimini zaman zaman yazmaya dönüstüren Atatürk, yasaminin farkli dönemlerinde farkli konularda kitaplar yazmistir. Yazdiklari gerek güncelligi, gerekse yol göstericiligi açisindan bu gün dahi tartismasiz greçekleri içermektedir.

    O'nun günümüzde hala geçerliligini korumasi ileri görüslülügünün ve akilciliginin göstergelerinden biridir. Mustafa Kemal, özellikle II. Mesrutiyet'in (23 Temmuz 1908) ilanindan sonra tüm dikkat ve çalismasini askerlik üzerine yogunlastirilmistir. O,mesleki bilgileri artiracak yayinlarin yapilmasini gerkli görüyordu. Bu amaçla mesleginin ilk yillarindan itibaren askerlikle ilgili birikimlerini asagida isimleri belirtilen kitaplarda toparlanmistir :

a) Takimin Muharebe Talimi
b) Cumali Ordugahi
c) Tabiye Tatbikat ve Seyahati
d) Bölügün Muharebe Talimi
e) Zabit ve Kumandan ile Hasbihal (Subay ve Komutan ile Konusmalar)
f) Tabiye Meselesinin Halli ve Emirlerin Sureti Tahririne Dair Nesayih


"NUTUK"
    Yurdumuzun parçalanip, isgal edildigi günlerden baslayarak, Türk tarihinde bir dönüm noktasi olan Istiklal Savasi'ni, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulusunu ve inkilaplarin yapilisini anlatan Nutuk, siyasi ve milli tarihimizin birinci elden, degerli bir kaynak eseridir.

    Atatürk'ün kendi kaleminden çikan bu eser, yine Atatürk tarafindan, Cumhuriyet Halk Partisi'nin 15-20 Ekim 1927 tarihleri arasinda Ankara'da toplanan Ikinci Kurultayi'nda 36,5 saat süren ve alti günde okunan tarihi bir hitabeye dayandigi için Nutuk adini almistir.

    Nutuk, yalniz geçmis devrin bir hikayesi olarak dünümüzü anlatmakla kalmayip, yakin tarihimizden alinan ibret dolu tecrübelerle, milli varligimizin bugününe de yarinina da isik tutabilen bir deger tasimaktadir. Nutuk, milleti ülkenin gelecegini belirleyecek olan milli birlik ilkesi etrafinda bilinçlendirip, kenetlendirerek, milli irade ve milli hakimiyet kavramlarinin harekete dönüstürülmesi yoluyla, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin kurulusundan Cumhuriyetin ilanina kadar uzanan basarili bir tarihi akisin hikayesidir.

    Nutuk ilk defa 1927 yilinda, biri asil metin, digeri belgeler olmak üzere Arap harfleriyle iki cilt olarak yayinlanmistir. Ayni yil, tek cilt halinde lüks bir baskisi da yapilmistir. Yazi inkilabindan sonra, bu ilk metnin okunmasi güçlestiginden, 1934 yilinda, Milli Egitim Bakanliginca üç cilt olarak yeniden basilmistir. Nutuk, Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Arastirma Merkezince yeniden basilmistir.


"BÖLÜGÜN MUHAREBE EGITIMI"
    "Bölük Muharebe Egitimi" olarak yayinlanan eser, meskun yerlerde muharebe, savunma ve taarruz konularini kapsamaktadir. Meskun yerlerin sinirlayici durumlarinin muharebeye etkisi, savunma mevziinin seçimi, savunma mevziinin hazirlanmasi, ates sahalarinin temizlenmesi, ates taksimi, ates tutmayan ölü bölgelerin kapatilmasi ve mevziin isgali gibi savunmanin esasini olusturan konular islenmistir.

    Ayrica taarruzda birligin aldigi tertip ve düzen, ilerleme, ates üstünlügü, ihtiyatlarin kullanilmasi gibi taarruz harekatinda her zaman karsilasilacak konular ele alinmistir. Genç Kurmay Önyüzbasi Mustafa Kemal (Atatürk) tarafindan, Almanca aslindan tercüme edilen ve bagli oldugu ordunun egitimine katkisi olan bu eserden yeni nesillerin de faydalanabilmeleri için bugünkü Türkçe'ye çevrilmistir.

"CUMALI ORDUGAHI"
    Cumali Ordugahi; Makedonya bölgesinde, Köprülü - Istip yolu üzerinde bulunmaktadir. Bu ordugahta, 3. Süvari Tümen Komutani Tuggeneral Suphi Pasa'nin komutasi altinda kurulan bir süvari tugayina egitim ve manevra yaptirilmistir. Bu manevraya katilan Mustafa Kemal, "Cumali Ordugahi" adli eserini yazmis; süvari, bölük, alay, tugay egitim ve manevralarini anlatmistir.

    Mustafa Kemal bir kurmay subay olarak teorik bilgilere önem vermekte, ancak askeri tatbikat ve manevralardan sadece katilanlarin yararlanmasini yeterli görmemektedir. Bu yüzden, 10 gün süren bu tatbikat sirasinda tututugu gözlem notlarini, hazirlanan meseleleri ve komutanlarin yaptiklari elestirileri yazmis, bol kroki ile küçük bir brosür haline dönüstürmüstür.
12 Eylül 1909'da tamamladigi bu eseri, Selanik'te 1909 yilinda matbaa harfleriyle basilmistir. Eser; 39 sayfa metin ve 7 adet krokiden olusmaktadir.


"TAKIMIN MUHAREBE EGITIMI"
    Bu kitap; Berlin Askeri Üniversitesi eski müdürlerinden General Litzmann'in "Seferber Mevcudunda Takim, Bölük ve Taburun Muharebe Talimleri" adli eserinin ilk bölümünü olusturmakta olup, Selanik'te 3.Ordu Karargahi'nda görevli, Kurmay Kidemli Yüzbasi Mustafa Kemal tarafindan Almanca'dan Osmanlica diline çevrilmis ve 1908 yilinda Selanik Asir Matbaasinda basilmistir.

    Kitabin özü; seferi tam mevcutlu bir takimin, degisik hava sartlari ve çesitli arazide, basit bir mesele içinde muharebe yöntemlerinin uygulamasi, avci hatti teskiliyle bir avci hattinin ates muharebesi üzerinde toplanmaktadir.

    Mustafa Kemal Pasa, subaylarin arazide yetistirilmesini amaçlayan tatbikatin, önemini vurgulayan bu eserini, 1911 yilinda 5. Kolordu Harekat Sube Müdürü iken yazmistir. Bu eserde, karsilikli olarak kirmizi ve mavi muharebe birliklerinin Selanik-Kilkis arasinda yaptiklari savunma ve taarruz uygulamalarinin degerlendirilmesi yapilmistir.


"TAKTIK VE TATBIKAT GEZISI"
    Bu eserinde, bir muharebeyi sevk ve idarede belirli kurallarin olamadigini vurgulamasi yaninda, komutan olan kisinin nitelikleri üzerinde de durmustur. Bunlar ise; birligini barista ve savasta egitmek, yönetmek ve gözetmekteki üstün basari, elindeki kuvvetin eksikligini giderecek düsünce gücü ve astlarindan her konuda üstünlügü saglamaktir. Bunun yaninda, kisisel cesaret, baskalarinin hareketini önceden sezis ve harekatini en uygun zamanda yapabilme yetenegi olmalidir. Ortak amacin gerçeklestirilebilmesi için birliklerini basarili bir sekilde yönetmeli, astlari üzerinde etkili olmali ve otoritesini kurabilmelidir.

    Bu eserde ayrica bir komutanin basarili olabilmesi için bu kurallari sadece okumus ve ögremis olmanin yeterli olamadigi, bunlarin tatbikatinin da önemi belirtilmistir.


"GEOMETRI"
    Atatürk bu kitabi ölümünden birbuçuk yil önce III. Türk Dil Kurultayindan hemen sonra 1936-1937 yili kis aylarinda Dolmabahçe Sarayinda kendi eliyle yazmistir. Atatürk Arapça ve Farsça terimlerle dolu ders kitaplarinin ögrenciler açisindan ögrenimi geciktirecegini düsünmüstü.


"SUBAY VE KOMUTAN ILE KONUSMALAR"
    "Subay ve Komutan ile Konusmalar" Atatürkün askerlige iliskin eserlerinin en önemlilerinden birisidir. Bu eser, Atatürk, 1914 yilinda Kurmay Yarbay rütbesiyle Sofya askeri Atasesi olarak bulundugu sirada, Nuri conker'in "Zabit ve Kumandan (Subay ve Komutan)" adli kitabina karsilik olarak yazilmistir.

    Genç subayin, içinde bulundugu ordudaki aksakliklari, hatalari nasil sezdigini; bunlara karsi tepkisiz kalmayarak üst makamlara hatalar ve çözüm yollarini nasil sundugunu; ülkenin içinde bulundugu askeri ve siyasal durumdan duydugu acilari kitabin birinci bölümünde bulmaktayiz.
Atatürk, bir subayin tasimasi gereken özveri, ölümü göze alma, emri altindakileri sevk ve idare edebilme, taarruz ruhu, insiyatif özellikleri hakkinda, Nuri Conker'in görüslerine katilmis ve kendi düsüncelerini de çesitli örneklerle destekleyerek açiklamistir.

    Bunlarin yani sira, Türk kadininin, aslinda toplumu yaratmada çok etkili olabilecekken, suskunlugu seçtigini bütün açikligiyla ortaya koymaktan kendini alamamistir. Türk ulusu hakkinda ise "kuskusuz bizim ulusumuzun karakteri de bütün karakterler gibi yükselmeye ve istenen sekle girmeye elverislidir. Fakat kendi kendisine olmak kosuluyla..."dedikten sonra, disardan ulusumuzun karakterine yapilmak istenen etkilerin amacina ulasamayacagini vurgulamistir.

    Subaylarda ve erlerdeki inisiyatif özelligine eserinde genis bir bölüm ayiran Atatürk, kendi dönemindeki ile daha önceki dönemlerde Osmanli ordusunu kiyaslamistir. Özellikle Trablusgarp Savasi'nda edindigi deneyimler ile kendiliginden hareket ve is görme özelliginin, olmasi gereken sinirini göstermistir.

    Atatürk, eserin son bölümünde, Kuzey Afrika'da birlikte çarpistigi korkusuz ve yigit silah arkadaslarini anmis ve onlari "yüksek askerlik niteliklerine" sahip insanlar olarak tanimlamistir. Bu davranisi O'nun diger bütün üstünlüklerinin yani sira insancil yönünede taniklik eder.

6

ATATÜRK'ÜN ÖLÜMÜ

Atatürk ülke içerisinde sik sik seyahat etmistir. Gemlik ve Bursa gezileri esnasinda soguk almisti. Tedavi olmak ve dinlenmek üzere Istanbul'a geri döndü.
7

Ama, ne yazik ki çok ciddi bir sekilde hastalanmisti. 10 Kasim 1938 tarihinde saat 9.05'te yakalandigi siroz hastaligindan kurtulamayarak Istanbul'da Dolmabahçe Sarayi'nda hayata gözlerini yumdu, ama insanlarinin gözünde ölümsüzlük kazandi, insanlarinin kalplerinde yerini aldi. Cenazesi 21 Kasim 1938 günü törenle geçici olarak Ankara Etnografya Müzesi'nde topraga verildi. Anitkabir yapildiktan sonra nâsi görkemli bir törenle 10 Kasim 1953 günü ebedî istirahatgâhina defnedildi.

87

<<Geri

 

im1
im2
im3
im5
im11
im15 im16
im13
im8
im134
 
T.C. Fethiye İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü
Tel : 0 252 614 10 37 Faks : 0 252 61435 45 E-Posta : fethiye48@meb.gov.tr
@2007  Tüm Hakların Saklıdır.
Web Tasarım : Fatih SİREK 
Grafik Tasarım : Sedat AKSOY